OSMANLI PADİŞAHI SULTAN I. ABDÜLHAMİD'İN BERÂTI
"Nişân-ı şerîf-i âlîşân~ı sâmî-mekân-ı sultânî ve tuğrâ-yı garrâ-yı
cihân-sitân-ı hâkânî hükmü oldur ki
Memâlik-i mahrûsemde vâkı‘ Şam ve Haleb ve Diyarbekir ve Mardin ve Adana ve Malatya ve Ayntab ve Tokad câniblerinde ve bazı mahallerde vali ve muhassıl ve voyvodaların taht-ı iltizâmlarına dâhil
mîrî mukâta‘âtın ekseri ricâl-i devlet ve a‘yân-ı vilâyetden bazılarının uhdelerinde olup lakin üzerlerinde müstekar olmayup her biri senede birkaç âdeme deruhde olunduğunda (satır eksik) ve
kuvvetleriyçün vakt ü zamanıyla tohum ve ihtiyâcları olan malzemelerine i‘ânet olunmamağla zarûreten murâbahacılardan za‘fı ile akçe aldıklarından her sene izdiyâd eden istirbâhın edâsına zirâ‘at
ve harâsetleri ve kâr u kisblerinin hâsılı vefâ eylemediğinden gayrı deruhde edenler dahi zabt edeceğim bir veyahud iki senede (satır eksik) almak için cevr ü eziyyet eylediklerinden ekserî
perâkende ve perîşân ve hâlleri harâb ve bakiyyeleri dahi kuvvetü’l-yevme muhtâc ve ahvâlleri diğer gûn olmağla mâl-ı mîrî tedennî ve tenezzül bulup beytü’l-mâle teslîmine küllî gadr ve zarûrete
bâ‘is olmağın ba‘de’l-yevm o makûle kurâ ve mukâta‘ât Mısır karyeleri misillü mâl ve kalemiyesin verdikde (satır eksik) verilmeyeceğin mutasarrıfları dahi bilüp i‘mârıyla tekayyüd ve öşr ü
mahsûlünden kendüye fâiz ziyâdece olsun diyü re‘âyânın tohumuna ve levâzım-ı sâiresine i‘ânet ve mezâlim ve te‘addiyâtdan himâyet ve sıyânet etmeğle ahvâlleri nizâm bulup terfîh-i ibâd ile
memâlik-i İslâmiyede olan mîrî mukâta‘âtın ma‘mûr ve şenn ve âbâdân olmasına (satır eksik) inkılâb-ı zamana ve muktezâ-yı vakt ü hâle göre bu nizâm mutlak cem‘-i hazîne için olmayup ba‘d zamân
dahi şürût-ı mezkûre mürâ‘ât olunup tebdîl ve tağyîr olunmak sebebiyle verecekleri mu‘accelenin ziyân olmayacağın dahi yakînen bilüp rağbet eylemeleriyçün fîmâba‘d taraf-ı hümâyûnum ve vekîl-i
mutlakım olanlar (satır eksik) bu nizâmı bozup sûret-i âhara ifrâğ eylemek murâd eyledikde bu nizâm i‘mâr-ı memleket ve ibâdullâha evlâ ve enfa‘ olduğun huzûr-ı fâizu’n-nûr-ı pâdişâhâneme gelüp
bi’n-nefs kendüleri arz ve men‘ eylemeleriyçün a‘lemü’l-ulemâi’l-mütebahhirîn bi’l-fi‘il şeyhü’l-islâm ve sadreyn ve nakîbü’l-eşrâf (satır eksik) fezâilehum bu husûsa mahsûs nâzır ta‘yîn
olunmalarıyla o makûle kurâ ve mukâta‘ât hâlâ hazîne-i âmirem defterlerinde mukayyed olup valiler ve muhassıl ve voyvodalara veregeldikleri mâl-ı maktû‘ her ne ise mîrî ve mu‘tâd üzre mâl ve
kalemiyesine kesr ve noksân gelmemek şartıyla mâlın Asitâne-i sa‘âdetim hazînesine (satır eksik) hazîne-i âmireme ve câmi‘ü’l-emvâl olanlar dahi senesi dâhilinde dört taksît ile mâlın kabzına
me’mûra edâ ve kalemiyesin virüp yedine ma‘mûlun bih temessük aldıklarınca tahammül vardır diyü mîrî ve kalemiyesiyçün veregeldiklerinden izdiyâd bir akçe mütâlebe etdirilmeyüp şefâ‘at ve ricâ ve
cevr ü ezâ ve gadr ve zarar kasdıyla sâhibinin (satır eksik) kurâsı âhara verilmeyüp vüzerâ ve mîrmîrân ve mîrlivâ ve mütesellimîn vesâir ehl-i örf tâifesi taraflarından bilâ fermân bir nesne
mütâlebesiyle rencîde olunmayup mefrûzü’l-kalem ve maktu‘u’l-kadem min külli’l-vücûh serbestiyet üzre huyûtda olduklarınca te’bîden mâlikâne zabt eylemeleriyçün yedlerine berevât-ı (satır eksik)
verilüp ve mutasarrıflarından biri hal-i huyûtunda karyesin âhara ferâgat ve kasr-ı yed murâd eylediklerinde ma‘rifet-i şer‘ ve hüsn-i rızâsıyla hüccet olundukdan sonra yedine müceddeden berât-ı
şerîfim verilüp ve sâhibi bi-emrillâhi te‘âlâ vefât idüp karyesi cânib-i mîrîye âid oldukda taraf-ı mîrîden müzâyede ve rağbâtı inkıtâ‘ından sonra âharın verdiği mu‘acceleyi verir ise zabt u
rabta kâdir evlâd-ı zükûruna verilüp olmadığı halde tekrâr tâlibine füruht ve hilvânî akçesi teslîm-i hazîne-i âmirem olmak üzre mu‘âvenet-i avn-i Bâriyle ta‘mîr-i bilâd ve terfîh-i ibâd içün
hayır-hâhân-ı Devlet-i Aliyyem ma‘kûl ve münâsib görüp cümlenin ittifâkıyla bi’l-fi‘il başdefterdârım arz ve ulemâ-yı kirâm ve vüzerâ-yı izâmım dahi istihsân ve imzâ etmeleriyle bu sûret-i
müstahsene mürûr-ı ezmine ile tebdîl ve tağyîr olunmayup nüzzârı olan müşârun ileyhim dahi bu husûsun şürût ve kuyûdunu bi’l-ittifâk vikâye ve tenfîz ve icrâ ve hıfz u hırâset eyleyüp fîmâba‘d
düstûrü’l-amel tutulmak üzre mahalline kayd olunması bâbında pâye-i serîr-i a‘lâma arz ve telhîs olundukda mûcebince hatt-ı hümâyûn-ı şevket-makrûnum sâdır olmağın binâen alâ zalik Şeyh
Seyyid Ahmed ve Seyyid Kanber zîde kadruhumâ dîvân-ı hümâyûnuma arz-ı hâl idüp Malatya voyvodalığı aklâmının mahsûl-i sefte-i ziyaret-i Muşâr mukâta‘ası merkûmânın ber vech-i mâlikâne
uhdelerinde olup mukâta‘a-i mezbûrun müfîd olan malının edâsı Şeyh Hasan nâm karyede medfûn Şeyh Veli kuddise sırruhu’l-azîzi ziyâret için gelenler ile mürûr ve ubûr edenlerden
ücret nâmıyla alınagelen nesneye münhasır ve beher sene bin iki yüz akçe mâl-ı müfîdini Malatya voyvodalarına edâda kusûrları yoğiken voyvoda olanlar tama‘-ı hâmma tebe‘iyyet ile otuz guruş
mütâlebe ve rencîdeden hâlî olmadıkları cihetden müfîd olan mâlım beher sene teslîm-i hazîne-i âmirem olunmak üzre voyvodalık-ı mezkûrdan ifrâz ve müceddeden berât-ı âlîşân i‘tâ olunmasını
istid‘â-yı inâyet eyledikleri ecilden hazîne-i âmiremde mahfûz başmuhâsebe defterlerine nazar olundukda mahsûl-i sefte-i ziyaret-i Muşâr mukâta‘asının senevî bin iki yüz akçe mâlı olup
verilegelen mâlın beher sene Malatya voyvodalarına vermek üzre iki yüz yedi buçuk guruş mu‘accele ile merkûmânın ber vech-i mâlikâne uhdelerinde olduğu ve yine voyvodalık-ı mezkûra tâbi‘ bu
makûle mukâta‘anın müfîd olan mâlı ifrâz ve irsâliye kayd olunduğunun emsâli kaydı ba‘de’l-ihrâc zikr olunan mahsûl-i sefte-i ziyâret-i Muşar mukâta‘asının bin iki yüz akçe mâl-ı müfîdesine
mukâyese ile emsâline nazaran ifrâz mukâbili altı yüz akçe zammı iktizâ eylediği derkenâr olundukda istid‘â ve derkenâr olunduğu üzre yüz doksan bir senesi Mart’ından i‘tibâren voyvodalık-ı
mezkûr malından ifrâz ve irsâliye kayd olunup ma‘a zamm senevî bin sekiz yüz akçe mâlım teslîm-i hazîne-i âmirem olunmak şartıyla merkûmânın inâyet berâtları mahallinden gelüp hıfz olunmak üzre
şürûtuyla müceddeden berevât-ı celîlü’l-ünvânım verilmek bâbında bâ telhîs fermân-ı âlîşânım sâdır olmağın hakkında mezîd-i inâyet-i pâdişâhânem zuhûra getirilüp bin yüz doksan bir senesi
Saferü’l-hayrının on beşinci günü bu berât-ı hümâyûnı verdim ve buyurdum ki merkûmândan işbu râfi‘-i tevki‘-i refî‘ü’ş-şân-ı hâkânî kıdvetü’l-emâsil ve’l-akrân Şeyh Seyyid Ahmed zîde
kadruhu mukâta‘a-i mezbûrun sülüsân hissesini bin yüz doksan bir senesi Martı ibtidâsından yüz yetmiş guruş mu‘accele ile kemâfi’s-sâbık huyûtda oldukça te’bîden mâlikâne zabt u rabt ve
vâkı‘ olan rüsûmâtın kânûn-ı kadîm ve olageldiği üzre ahz u kabz ve senevî irsâliye kayd olunan bin sekiz yüz akçeyi beher sene müşterekiyle ma‘an hazîne-i âmireme edâ ve kalemiyesin virüp ve
senesi âhirinde hesâbın görüp yedine sûret-i muhâsebesin aldıkça zabt u rabtına ve rüsûmâtın ahz u kabzına taraf-ı âhardan ferd ta‘arruz ve te‘addî eylemeyeler şöyle bileler alâmet-i şerîfe
i‘timâd kılalar
Tahrîren fi’l-yevmi’r-râbi‘ işrîn Safer sene ihda ve tis‘în ve miete ve elf
Be-makâm-ı Kostantıniyye el-mahrûse"
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ İLE
"Yüce sultanlık makamına ait şerefli nişan ve cihanı süsleyen hükümdarlık tuğrasının hükmü şudur:
Korunmuş Osmanlı memleketlerinde bulunan Şam, Halep, Diyarbekir, Mardin, Adana, Malatya, Ayıntab ve Tokat tarafları ile bazı diğer bölgelerde, valilerin, muhassılların ve voyvodaların iltizamına
bağlı bulunan mîrî mukâtaaların büyük bir kısmı devlet ricâli ve vilâyet ileri gelenlerinden bazı kimselerin tasarrufu altında bulunmakta; ancak bu mukâtaalar aynı kişiler üzerinde sürekli
bırakılmayıp hemen her yıl farklı kimselere devredilmektedir. (...) Bu sebeple reâyâ, ihtiyaç duyduğu zamanda ekim için gerekli tohum ve diğer tarımsal ihtiyaçlarının karşılanmasında yeterli
destek göremediğinden, zorunlu olarak murabahacılardan faizle borç almakta; her yıl artan faiz yükünü ise ne ziraat ve çiftçilikten ne de diğer çalışma ve kazançlarından elde ettikleri gelirlerle
ödeyebilmektedir. Öte yandan mukâtaaları tasarruf eden kimseler de bunları ancak bir veya iki yıl ellerinde bulundurabileceklerini düşündüklerinden, bu kısa süre içinde mümkün olduğu kadar fazla
gelir elde etmek amacıyla halka zulüm ve eziyet etmekte; bunun sonucunda reâyânın büyük bölümü dağılmış ve perişan olmuş, geçim kaynakları bozulmuş, geride kalanlar da yoksulluk ve güçsüzlük
içine düşmüştür. Böylece mîrî gelirler azalmış, devlet hazinesine teslim edilmesi gereken gelirlerde ciddi kayıplar meydana gelmiş ve Beytülmâl zarara uğramıştır.
Bu sebeple bundan böyle bu tür köy ve mukâtaaların, Mısır'daki köylerde uygulanan usule benzer şekilde, üzerlerine düşen mal ve kalemiye bedellerini ödemeleri şartıyla başka kimselere
verilmeyeceğini mutasarrıfları kesin olarak bileceklerdir. Böylece ellerindeki yerleri imar etmeye önem verecek, elde edecekleri öşür ve ürün gelirini artırmak amacıyla reâyânın tohumluk ve diğer
ihtiyaçlarını karşılayacak, onları zulüm ve haksızlıklardan koruyacaklardır. Bunun sonucunda halkın düzeni sağlanacak, reâyânın refahı artacak ve İslâm memleketlerindeki mîrî mukâtaalar mamur,
gelişmiş ve bayındır hâle gelecektir. (...) Ancak bu düzenleme yalnızca hazine gelirlerini artırmayı hedefleyen geçici bir uygulama değildir. Gelecek zamanlarda da burada belirtilen şartların
korunması, bu sistemin değiştirilmemesi ve mâlikâne sahiplerinin peşin olarak ödedikleri muaccele bedellerinin herhangi bir zarara uğramayacağını kesin olarak bilmeleri
sağlanarak bu usule rağbet etmeleri amaçlanmıştır.
Bu nedenle bundan sonra tarafımdan veya mutlak vekilim sıfatıyla devlet işlerini yürüten kimseler bu düzeni bozarak başka bir uygulamaya geçmek isterlerse, bu sistemin memleketin imarı ve
Allah'ın kullarının menfaati bakımından daha faydalı olduğunu bizzat huzur-ı hümâyunuma arz ederek böyle bir değişikliği önlemekle yükümlü olacaklardır. Bunun için fiilen görev yapan
Şeyhülislâm, iki kazasker ve Nakîbü'l-eşrâf (Allah faziletlerini artırsın) bu işe mahsus nazırlar olarak tayin edilmişlerdir.
Bu tür köy ve mukâtaalar hâlen Hazine-i Âmire defterlerine kayıtlı olup, valilere, muhassıllara ve voyvodalara öteden beri ödedikleri maktû vergiler ne ise, mîrî gelir ve kalemiye bedellerinde
hiçbir eksiltme yapılmamak şartıyla aynı miktarlar bundan böyle doğrudan doğruya Asitâne-i Saadet'teki Hazine-i Âmire'ye ödenecektir. Gelirleri toplayan görevliler de yıllık bedeli dört taksit
hâlinde tahsil edecek, kalemiye ücretini aldıktan sonra mutasarrıfın eline geçerli bir temessük (makbuz) vereceklerdir. Bu şartlara riayet edildiği sürece, daha önce ödediklerinden fazla tek bir
akçe dahi talep edilmeyecek; aracılık, tavassut, ricâ, baskı, zulüm veya zarar verme amacıyla tasarrufundaki köy başkasına devredilmeyecektir. Ayrıca vezirler, beylerbeyileri, sancak beyleri,
mütesellimler ve diğer örfî idare mensupları da padişah fermanı olmaksızın kendilerinden herhangi bir talepte bulunamayacak ve onları rahatsız edemeyeceklerdir. Bu mukâtaalar, her bakımdan
serbest statüde olmak üzere tasarruf ettikleri sürece kendilerine ömür boyu mâlikâne olarak bırakılacak ve bu hakkı gösteren berâtlar verilecektir. Mutasarrıflardan biri hayatta iken köyünü kendi
rızasıyla bir başkasına devretmek isterse, şer‘î makamın bilgisi ve tarafların açık rızasıyla düzenlenecek hüccetten sonra yeni mutasarrıf adına yeniden padişah beratı verilecektir. Eğer
mutasarrıf Allah'ın takdiriyle vefat eder ve köy yeniden mîrîye intikal ederse, devlet tarafından açık artırma yapıldıktan sonra, başkasının verdiği muaccele bedelini ödemesi şartıyla, öncelik
tasarrufu yürütebilecek durumda bulunan erkek evlatlarına verilecektir. Böyle bir evlat bulunmadığı takdirde ise köy yeniden talibine satılacak ve hilvânî akçesi Hazine-i Âmire'ye teslim
edilecektir.
Bütün bu düzenlemeler, Yüce Allah'ın yardımıyla memleketlerin imarı ve halkın refahı amacıyla Devlet-i Aliyye'nin hayırhah devlet adamlarınca uygun ve faydalı görülmüş; fiilen görev yapan
Başdefterdarın arzı ile ulemâ-i kirâm ve devletin ileri gelen vezirlerinin de bunu uygun bularak onaylamaları üzerine kabul edilmiştir. Böylece bu güzel usulün zamanla değiştirilmemesi,
görevlendirilen nazırların da bu şart ve kayıtları birlikte koruyup uygulamaları, yürütmeleri, muhafaza etmeleri ve bundan sonra daimî bir uygulama esası olarak kabul edilmesi hususu yüce tahtıma
arz edilince, buna uygun olarak şevketli Hatt-ı Hümâyunum çıkarılmıştır.
Bunun üzerine Şeyh Seyyid Ahmed ile Seyyid Kanber (Allah makamlarını yüceltsin), Divân-ı Hümâyunuma bir arzuhal sunarak şu hususları bildirmişlerdir:
Malatya Voyvodalığı kalemlerine bağlı bulunan Muşar Ziyareti Mukâtaasının gelirleri, mâlikâne usulü üzere kendi tasarruflarında bulunmaktadır. Söz konusu mukâtaanın yıllık geliri
ise yalnızca Şeyh Hasan adlı köyde medfun bulunan Şeyh (Ahmed)-i Velî'nin (Allah sırrını aziz kılsın) türbesini ziyaret edenlerden ve oradan gelip geçen
yolculardan ziyaret ücreti adı altında alınan gelirlerden ibarettir. Kendileri, bu mukâtaanın yıllık 1.200 akçelik gelirini Malatya voyvodalarına eksiksiz olarak
ödemekte kusur etmedikleri hâlde, voyvodalar tamahkârlık ederek kendilerinden ayrıca 30 kuruş talep etmekte ve bu sebeple sürekli baskı ve rahatsızlık vermektedirler.
Bu nedenle, söz konusu mukâtaanın yıllık gelirinin bundan böyle doğrudan doğruya Hazine-i Âmire'ye ödenmesi şartıyla, Malatya Voyvodalığından ayrılması (ifrâz edilmesi) ve
kendilerine yeniden yüksek padişah beratı verilmesini niyaz etmişlerdir.
Bunun üzerine Hazine-i Âmire'de muhafaza edilen Başmuhasebe Defterleri incelendiğinde, Muşar Ziyareti Mukâtaasının yıllık gelirinin 1.200 akçe olduğu; bu
mukâtaanın, Malatya voyvodalarına yıllık gelirini ödemek şartıyla 207,5 kuruş muaccele karşılığında adı geçen kişilerin mâlikâne olarak tasarruflarında bulunduğu tespit
edilmiştir.
Ayrıca, Malatya Voyvodalığına bağlı bu tür mukâtaaların gelirlerinin voyvodalıktan ayrılarak (ifrâz edilerek) doğrudan Hazine-i Âmire'ye bağlandığına dair benzer kayıtlar da incelenmiş; bunlarla karşılaştırıldığında, Muşar Ziyareti Mukâtaası'nın 1.200 akçelik yıllık gelirine emsalleri dikkate alınarak 600 akçe ilave edilmesinin uygun olacağı kayıt altına alınmıştır.
Bunun üzerine, arz ve derkenarda belirtildiği şekilde, 1191 yılı Mart ayından itibaren bu mukâtaa Malatya Voyvodalığından ayrılarak doğrudan Hazine-i Âmire adına irsâliye kaydına geçirilmiş; yıllık geliri yapılan ilaveyle birlikte 1.800 akçe olarak belirlenmiş ve bu miktarın her yıl Hazine-i Âmire'ye ödenmesi şartıyla, mevcut beratlarının ilgili makamdan getirtilerek muhafaza edilmesi ve belirtilen şartlar çerçevesinde kendilerine yeniden Celîlü'l-Ünvân Padişah Beratları verilmesi hususunda arz yapılmış; bunun üzerine Yüce Fermanım çıkarılmıştır.
Böylece kendilerine olan padişah ihsanı artırılmış ve 1191 yılı Safer ayının on beşinci günü bu hümâyun beratı verilmiştir.
Bununla emrettim ki:
Adı geçenlerden, yüksek padişah tuğramla şereflenmiş, emsalleri arasında seçkin kişi olan Şeyh Seyyid Ahmed (Allah makamını yüceltsin), söz konusu mukâtaanın üçte iki hissesini, 1191 yılı Mart ayı başından itibaren, 170 kuruş muaccele karşılığında, daha önce olduğu gibi tasarrufu devam ettiği sürece ömür boyu mâlikâne olarak elinde bulunduracaktır.
Mukâtaaya ait bütün resim ve gelirleri, eskiden beri uygulanagelen kanun ve teamül gereğince tahsil edip tasarruf edecek; her yıl ortaklarıyla birlikte irsâliye olarak belirlenen 1.800 akçeyi Hazine-i Âmire'ye ödeyecek; kalemiye ücretini verdikten sonra yıl sonunda hesabını kapatıp muhasebe suretini aldığı sürece, mukâtaanın idaresi ve gelirlerinin tahsilinde hiçbir kimse tarafından müdahale ve engelleme ile karşılaşmayacaktır.
Böylece hareket edilsin ve bu hükmün doğruluğu hususunda Padişahın şerefli tuğrasına güvenilsin.
Yazılış tarihi: Hicrî 24 Safer 1191 / Miladi 2 Nisan 1777
Düzenlenme yeri: Korunmuş Konstantiniyye (İstanbul)"
Kaynak: Bu kıymetli belge Kara Şeyh lakabı ile meşhur Seyyid Şeyh Musa soyundan Seyit Ali Karaduman amcanın arşivinden alınmıştır. Hem kendisine hem de bize ulaştıran Akar Güneş
ile Hakan Doğan kardeşlerimize teşekkür ederim. Ayrıca bu belgeyi transkript eden yeminli tercüman Nursenem Çakır Hocaya ve buna vesile olan Ali Kerem Orak Hüdai kardeşimize teşekkür
ederim.
Yazan: Muhammed Can Delice (Şeyh Hasanlı)
Kommentar schreiben